Acemi Ama Mutlu Bir Anne

Fotoğrafım

Annelik her daim Acemilik :) Bir günü bir gününe tutmayan, neşeli, hüzünlü, iyi, kötü, ağlamaklı, kahkahalı... ama hep heyecanlı, bol bilinmezli vazgeçilmez bir macera bizimkisi :)

17 Ağustos 2017 Perşembe

4 Yaş İçin Günlük Plan - İlk Gün Deneyimlerimiz

Dünden  devam :)

Bugün günlük planımızı uygulamaya başladık. Tabi ufak tefek değişiklikler yaptık gün içindeki durumlara göre. Sabah kalkıp kahvaltı yaptık sonra Arya bir süre kendi kendine oynadı ben de tatil valizimizi boşalttım. Benim işlerim bitince kuaföre gidip Arya'nın saçını kestirdik. Döndüğümüzde Arya babası ile oyun oynarken ben market alışverişine gittim. Alışverişten gelince Arya benimle de oynamak istedi; beraber Arya'nın odasını yıkıp, yeni ev yaptık mahsuscuktan :D Sonra Evrim'le yatak odasına tavan vantilatörü astık ki bu süreçte Arya'yı uzak tutmak için çizgi film saatini bu araya kaydırdık. Arya 20 dk Scooby Doo izledi ve biraz da telefondaki bebeklik, kreş vb kendi videolarını izledi.



Vantilatör işi bitince Arya'yı parka götürdüm. Saat 4 civarıydı sanırım. Yağmur başlayana dek 2 saat kadar parkta kaldık, Arya oynarken ben de kitap okudum :) Yürüyüş yolundaki banklarda oturup dinlene dinlene eve geldik. Arya duş aldı. Hanımefendi büyümüş, kendisi yıkanıyor, en son biz saçını ve vücudunu sabunlayıp çıkarıyoruz :) 

Arya duştan çıkınca biraz oyun oynadı, sonra yemek yedi. Birlikte balkona çıkıp Meraklı Minik dergisine göz attık, güneş siperliği olarak verilen etkinlik malzemeleri ile "Deniz Kızı Prenses Tacı" yaptık :)) Deniz canlıları dominosu ve hafıza kartları ile oyun oynadık. Çoğunlukla Arya kazandı ama arada bir benim de şansım yaver gitti :)


Oyunlar bitince Arya, "Bu gece babam uyusun benimle" dedi. Tamam dedik :) Tabi sadece Arya uyuyana dek yanında kalıyoruz. Uyumadan önce baba-kız bilgisayardan biraz dizi izlediler, sonra Evrim, Arya'ya masal anlattı ve uyudular.

Genel olarak başarılı ve rahat bir gün geçirdik. "Televizyon izlemek istiyorum" ve "sıkıldım" krizleri neredeyse hiç olmadı.  Praogramdaki 2 saat ekran zamanının yarısını bile kullanmadı Arya :) Programa birebir bağlı kalmadık ama bugünü değerlendirirsek genel hatları ile işe yarar bir program olduğunu söyleyebilirim :)

16 Ağustos 2017 Çarşamba

4 Yaş İçin Günlük Program

Planda olmayan gelişmeler sebebiyle umduğumuzdan daha kısa süren tatilimizden yeni döndük. Tatil maceralarımızı ayrı bir yazıda anlatacağım. Bugün Arya için hazırladığım günlük plandan bahsetmek istiyorum.

Eve dün gece geldik ve ben çoook yorgun olduğum için sabah kalkamadım. Arya ise erkenden uyandı; Evrim de uykusunu alamamış; kalkıp Arya'ya televizyon açıp tekrar yattı. Tatil sürecinde de Arya çoğu zaman televizyon izleyerek vakit geçirdi. Okullar açıkken daha sıkı bir tv politikamız vardı. Hafta içi tv.nin fişi çekiliyor, Arya sadece haftasonu ya cumartesi ya da pazar tv izliyor; diğer gün tüm günü parkta geçiriyorduk. Tatilde de bol bol parka, denize gittik ama evde olduğumuz zamanlarda maalesef televizyona esir olduk. İşte bu yüzden Arya'nın kreşi açılana dek evde geçireceğimiz günleri planlamak istedim. Şimdilik kabataslak bir plan hazırladım, deneyince aksayan yanları görüp değiştiririz. Plana bol bol görsel koyup hepsini Arya'ya anlattım. Planda günde 2 saat TV zamanı var. Şu an biraz rasgele ayarladım saatleri ama Arya'nın sevdiği ve eğitici olan birkaç çizgi filmin yayın saatine göre tekrar düzenleme yapacağım. 2 saat tv zamanı çok diye düşünebilirsiniz ama mevcut durumu göz önüne alırsak (Arya'nın kreşi kapalı, her istediğinde oynayabileceği arkadaşı ya da kardeşi yok, bizim de 7/24 onunla oynayacak enerjimiz yok) 2 saat gayet makul geldi bana. Lafı uzatmayayım, kabataslak program şöyle:







Planı birebir uygulayabilir miyiz bilmiyorum ama genel olarak bu gibi bir planımız olması ve Arya'yı belli bir düzene alıştırmamız gerektiğini biliyorum aksi takdirde tatil başıboşluğundan sonra kreşe adapte olması çok zor olacak. İşe başladığımız o zaman program mecburen değişecek. İkimiz de Arya'nın kreşin açılmadan önce işe başlayacağız ki bu durum bizi epey zorlayacak. Ben okula mecburen Arya ile gideceğim 2 haftalık seminer döneminde.  O süreçte mecburen yine tablet kullanacağız sanırım. Bakalım, belki başka çözümler üretiriz.

Biz günlük planımızı uygulamaya yarın başlayacağız. Nasıl gittiğini anlatırım :) Sizin de günlük planlarınız varsa lütfen benimle paylaşın.

16 Temmuz 2017 Pazar

Bağırmayan Anne Baba Olmak



"Bağırmayan Anne-Baba Olmak" adlı bu kitabı internette görüp inceledim ve hemen aldım. Kitapta çocukların davranışlarına sinirlenip kontrolden çıkarak "Hulk"a dönüşmekten kaçınmak için yapabileceğimiz şeyler anlatılıyor. Karşılaştığımız davranışlara odaklanmak yerine kendi duygusal durumumuza ve tepkilerimize odaklanırsak sadece çocuklarımızla değil, herkesle daha sağlıklı ilişkiler kurup daha sakin, daha sorunsuz bir hayat yaşayabileceğimizi savunuyor kitap.

Bir süredir Arya ile bağırışmadan anlaşmaya, empati yapmaya, Arya'yı daha iyi anlamaya çalışıyorum. Arya neyi neden yapıyor diye düşünüyor, kızmadan bağırmadan önce sakin kalıp Arya ile konuşmayı deniyorum. Çoğu zaman ulaştığım sonuç Arya ne yapıyorsa sıkıldığı için ya da kendini tam olarak ifade edemediği için yapıyor.

Biz -büyükler-, her zaman çocuklar bize uyum sağlasın, dediklerimizi anında yapsınlar istiyoruz ama onlar robot ya da kurmalı oyuncak değil. Çocuk da olsa onlar da birer birey ve kendi fikirleri, istekleri, ihtiyaçları var. Yani her zaman bizim istediklerimizi yapmalarını beklemek oldukça saçma. Kendimi Arya'nın yerine koyuyorum ve düşünüyorum. Mesela biri bana ben aç değilken "Yemek ye" diye ısrar etse ya da henüz uykum yokken "Hadi artık uyu" diye defalarca beni uyutmaya çalışsa yazabileceğim en kibar ifadeyle "Hayır" (?!) derim ve konuyu sonsuza dek kapatırım. Ama söz konusu çocuklar olunca hepimiz itirazsız, anında itaat bekliyoruz.

Bir süredir Arya'yı istemediği şeyleri yapması için zorlamamaya çalışıyorum. "Uykum yok" dediğinde, "Biraz daha oynayabilirsin o zaman" diyorum; Arya da bir süre sonra gelip "Hadi anne, uyuyalım mı?" diyor. Yemek zamanı "Ben acıkmadım" dediğinde hiç zorlamıyorum, karnı acıkınca "Anne, ben acıktım" diyor. "Ben bu yemeği yemek istemiyorum" deyince "Ne yemek istiyorsun? diye soruyorum. Genelde yoğurtla pilav, makarna, çorba, ya da köfte gibi sevdiğini bildiğim için her zaman yaptığım şeyleri istiyor yemeği beğenmediği zaman. Bazen de "Tamam, bu yemekten çok yemek zorunda değilsin ama bir kaşık tadına bakarsan belki seversin" diye şansımı deniyorum; çoğunlukla işe yarıyor ve Arya o yemeği bitiriyor.

İşler her zaman yolunda gitmiyor tabi ki. Bazı şeylerin ters gittiği zamanlar da oluyor. Mesela bu sabah "Annecim, kahvaltı yapalım, sonra istersen birlikte oyun oynarız" dedim. "Oluy" dedi. Sonra " Tost ister misin?" dedim, "Evet" dedi. Buraya kadar her şey harika, ama sonra ben tost yaparken Arya birden saklambaç oynayalım diye tutturmaya başladı. "Annecim tosta bakıyorum, karnım da aç. Yani kahvaltı yapmadan oynayacak enerjim yok" diye anlatmaya çalışsam da Arya debelenmeye, mızmızlanmaya ve ağlamaya başladı. Önce onu sakinleştirip konuşmaya çalıştım ama o ağlayarak istediğini elde etmeye çalışıyordu. Bu durumda yapılacak tek şey onu görmezden gelmekti, ben de öyle yaptım. Tostu pişirip tabağa koydum, salatalık soydum, kahvaltı için masayı hazırladım. Bu sırada Arya ağlayıp tepinerek odasına gitti. Herkes gelip kahvaltı masasına oturdu; yiyip içmeye, bir yandan da sohbet etmeye başladık. Sonra bir baktım Arya gelmiş, masaya oturmuş, tostunu yiyor :) "Annecim, bana meyve suyu da verir misin?" demese varlığını bile fark etmeyebilirdim :P Ben ona meyve suyu koyarken o çoktan babasını kandırıp tostunun yarısını ona yedirmiş :D Olsun yarım tost da olsa oturup bizimle kahvaltı yaptı sonuçta. Kahvaltısı bitince çizgi film izlemek istedi ve saat kurup çizgi film açtık. Saat çalınca yine mızmızlanmalar eşliğinde tv.yi kapattık ama çok uzun sürmedi mızmızlanmalar. Sonra biraz saklambaç oynadık, bu kez babam da oynasın diye ağladı ama babasının başka bir işi olduğunu anlattım. Yine odasına gidip sakinleşti. Bir süre sonra gelip parka gitmek istedi, gittik.

Hopa'da kumlu parka gidiyorduk Arya orda saatlerce kumda oynuyordu, Ata da geldiği için epey oyalanıp vakit geçiriyordu ama burda, Bahçeşehir'de parkta kum yok ve Arya kısa sürede (20-25dk) sıkılıp eve dönmek istiyor. Park dönüşü yine çizgi film izlemek istedi yine saat kurup birlikte İbi ve Tosi'yi izledik. Bu arada Arya karnım acıktı dedi ve öğle yemeği yedi. Sonra tv kapandı ve şu anda ben bu satırları yazarken Arya kendi kendine oyun oynuyor, bir yandan da bağımlısı olduğu İzmir Marşı'nı dinliyor :) Şu saatten sonra olacakları aşağı yukarı tahmin edip yazabilirim :) Arya birazdan yine sıkılıp beraber oyun oynamak isteyecek ya da tekrar 15-20 dakikalığına parka gitmek isteyecek. Gelince yemek yiyip 1-2 tane çizgi film izlemek isteyecek, tv kapanınca yine 1 tane daha diye mızmızlanacak, uyku öncesi daha uykum yok diyecek, sonra gelip "Anne, hadi uyuyalım" diyecek. Arya ile geçen nispeten sakin bir gün böyle işte.

Kitapta detaylıca anlatıldığı üzere önemli olan çocukların davranışları karşısında sakin kalmayı başarmak ve üçte/dörtte birimiz boyutundaki ufacık varlıkların bizi çileden çıkardığını iddia ederek Hulk gibi bir canavara dönüşmemize engel olmak. Bunun yolu da duygularımızı, stres sinir seviyemizi kontrol altında tutmaktan, her şeye duygusal tepkiler vermek yerine mantıklı hareketleri tercih etmekten geçiyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın ses çıkarmayıp, bağırmamaktan, her şeyi kabullenip, onların kulu kölesi olmaktan bahsedilmiyor tabi ki burda. Sadece aşırı tepkisel olmak yerine mantıklı olmanın ve neler olduğunu, neden olduğunu anlayıp çözüm üretmenin, aynı sorunu tekrar yaşamamak için gerekli düzenlemeli yapmanın bağırmayan anne babalar olmak için kaçınılmaz bir gereklilik olduğu vurgulamak istiyorum. Peki, ben bunu ne kadar başarabiliyorum? Eh işte :/ ama vazgeçmek yok, denemeye devam etmeliyiz hepimiz :)


14 Mayıs 2017 Pazar

Bir Tazmanya Canavarının Annesi Olmak


Yazmayalı 5 ay olmuş!!!

Öğrenen Anne Ceren, "Daha çok yazsana, 5 ay olmuş" demese kim bilir ne zaman bakardım bloga. Çünkü vakit yok! İş-güç, çocuk, ev, spor mücadelem, Evrim'in diyet listeleri, yemekleri... Okul-kreş-park-ev döngüsü, ev içinde yıka-pakla-yedir tekrar yıka-pakla-yedir... Her gün 5-8 arası Arya ile oyun oynama çilesi ay pardon keyfi 😁

Maya'nın doğum günü gibi Arya'nın 4. yaş gününe de az kaldı, sadece 3 hafta. Arya pek prenses seven, peri kızı seven, bebeklerle oynayan narin, naif, hanım hanımcık bir kız çocuğu değil. Bu sebeple doğum günü teması olarak Elsa falan istemiyor Allah'tan :) Muhtemelen Scooby Doo temalı olacak bizim d.günü :) Bizim evde favori çizgi film o çünkü. Scooby Doo ile yatıp Scooby Doo ile kalkıyoruz.





Evde çocuk değil Tazmanya canavarı besliyoruz diye dalga geçiyordum, aynısından Cerenlerde de varmış 😂 Ama o yine şanslı, Maya'nın dışarda peri kızı olduğu anlar da varmış; bizimki full time minik tazmanya canavarı 😒 Sürekli bağırarak konuşuyor, bağıra çağıra şarkı söylüyor, sözleri kafasından uyduruyor, oyun oynarken hep canavarcılık(?!) oynuyor, garip sesler çıkarıyor. Bir şey isteyeceği zaman genelde mızıldanarak istiyor, hatta çoğu zaman istediği anında yapılmayınca sinir krizlerine girip kapıları çarpıyor. Arya evde de böyle, kreşte de böyle, dışarıda da böyle maalesef :( Genelde de istediklerini yapmadığımız için zırlayıp duruyor, o zırladıkça istediği şeyi hiç yapmayacağımızı söylediğimiz için daha çok sinirleniyor, ağlıyor. Yalnız bırakıp başka bir odaya gidiyoruz böyle durumlarda, sonra sakinleşince gelip özür diliyor ve "Annecim.. Babacım... şunu yapar mısınız diye?" kibarca istiyor.

Arya'yı dışarda kontrol etmek gerçekten zor. Daha önce de yazmışımdır mutlaka, bizim kız acayip sosyal (Aşırı sosyal çocuk sendromu diye bir şey var mı acaba?) Evden çıktığımız an Arya herkesle tanışıyor, konuşuyor:

- Merhaba, benim adım Arya. Bu annem Yüya (evet,  hâlâ Rüya diyemiyor:), bu da babam Evrim. babaannemle büyükbabam da var, onlar İstanbul'da. Bi de dedoş var, bi de dayım var. Benim okulum var............ Senin adın ne?

Uzayıp gidiyor muhabbet. Yolda izde, restoranda, dükkanda, parkta, her yerde... Küçük çocuk görünce gidip seviyor mutlaka, "Ayyy çok tatlıııııı"..... Anlatmakla bitmez. Kreşte de tüm öğretmenlerle, tüm öğrencilerle tanışık; her sınftan arkadaşı var. Hatta yandaki okulla sık sık ortak gösterilere gittikleri için ordaki öğretmenlerle ve çocuklarla bile tanışmış :)




Yaşadığımız yer küçük bir yer olduğu için herkes birbirini tanıyor neredeyse. Biz de Arya sayesinde herkesle tanışıyoruz 😂 Restorana gidince Arya tüm masaları geziyor, başka masalara oturup yerine göre peynirleri, ekmekleri, pideleri götürüyor 😣Sonra tabi biz gidip kusura bakmayın çocuk işte falan diyoruz, yediklerinden tekrar sipariş veriyoruz. Kaç kez anlattık yapmaması gerektiğini ama bir kulağından giriyor diğerinden uçup gidiyor. Her şeyin fazlası zararlı. Asosyallik de zararlı aşırı sosyallik de! Ama maalesef yapacak bir şey yok. 

Herşeye rağmen Arya'sız bir hayat düşünemiyoruz tabi ki :) Sabaha karşı gelip koynumuza yatınca nasıl bir huzur, nasıl bir sıcaklık yayılıyor içimize 😍 Arya o anlarda çok masum, çok tatlı :)



Evet Arya zor bir çocuk ama nihayetinde o da bir çocuk işte! Her çocuk kendine özgü bir mizaçla geliyor dünyaya. Değiştirmeye, eğmeye, bükmeye çalışsak da bir yere kadar. Elbet o da büyüyecek; bazı huyları değişecek, bazı şeyler düzelecek, bazı şeyler aynı kalacak... Ne olursa olsun her anne-baba gibi bizim de tek dileğimiz sağlıkla, sıhhatle, mutluluk içinde büyümesi, kendi hayatını kurması tabi ki :) Hayat o kadar hızla akıyor ki gün gelip bu satırları Arya okuduğunda belki de biz her şeyi, Arya'nın tüm yaramazlıklarını, zorlukları, sıkıntılı anları çoktan unutmuş olacağız :)

Şimdilik bu kadar! Görüşmek üzere... 




7 Aralık 2016 Çarşamba

Oynatmaya Az Kaldı, Doktorum Nerde?

42. aydayız ve işler hiç de düşündüğüm gibi gitmiyor! Arya büyüdükçe her şey daha da zorlaşıyor!

Gecenin birinde bu satırları yazıyorum çünkü sinirden uykum kaçtı. Arya 3 gecedir yatağını ıslatıyor. Bezini ilk çıkardığımızda bile bu kadar yapmamıştı. Gece tuvalete gitmektense altına yapıp sonra da bizim odaya geliyor. "Anne, ıslandı pijamam, değiştirir misin?" gayet aklı başında ve ne yaptığının farkında! Bu gece tak dedi artık, epeyce sinirlendim, kızdım. Küçük hanım işin kolayını da öğrendi, ben kızınca hemen "Git burdan, babamı istiyorum" diyor. Şu an bizim yatağımızda mışıl mışıl uyuyor.

Mevzu sadece yatağı ıslatma mevzusu değil maalesef. Son günlerde Arya ile sürekli inatlaşıyoruz. Her şeye karşı çıkıyor, yapılması gereken şey dışında her şeyi yapmak istiyor. Sabah kreşe gitmicem, parka gitcem diye ağlıyor; haftasonu canı sıkılıyor, kreşe gitmek istiyor; akşam saat 7'de uyumak istiyor, sonra gece uyanıp oyun oynamak istiyor! Kreşten gelince sulu boya yapmak istiyor ama illa benim de yapmamı istiyor. Ya da doktorculuk oynamak istiyor, ama hemen o anda oynamak istiyor. 2 dk bekle şunu halledeyim desem kıyamet kopuyor. Her şeyi durmadan ağlayıp mızıldanarak istiyor! Her ağladığında her istediğini yapmamak için çoğu zaman görmezden duymazdan geliyorum. Sakinleşince ağlayarak istediği hiçbir şeyi elde edemeyeceğini anlatıyorum ama artık çok yoruldum. Cidden delirmeme ramak kaldı.

Arya bebekken her şey daha basit, daha kolaydı. Bu kadar peşinden koşmak zorunda kalmıyor, bu kadar inatlaşmıyorduk. Büyüdükçe işler karmaşıklaştı. Küçükken ve bilinci bu kadar gelişmemişken kararları biz veriyor, işleri istediğimiz gibi hallediyorduk ama şimdi işler değişti. Arya'nın kendi kişiliği, kendi fikirleri, kendi istekleri var. Ama mantığı yok! En azından isteklerinin uygulanabilirliği yok.

Peki iyi olan şeyler hiç yok mu? Var tabi ki! İyi bir gündeyse Arya kendi kendine çok güzel oyunlar kuruyor. Bu ara en favori oyunu doktorculuk. Kulağımıza kaçan karıncalar, kirpiler, filler, Tom ve Jerryler epey güldürüyor bizi.

Kendi kendine oynaması dışında, diğer çocuklarla oynamayı da iyice öğrendi Arya. Önceleri başka çocuklarla bir arada bile olsa ayrı ayrı oynuyorlardı, artık birlikte oynayabiliyorlar. Bu sayede biz de kısa süreli de olsa normal insanlar gibi sohbet edebiliyoruz. Arya'nın bu ara en sevdiği şeyler fotoğraf çekmek, resim yapmak ve masal anlatmak. Bizden öğrendiği masalları bize geri anlatıyor ama çok komik :)

Genel olarak Arya ile anlaştığımız anlar, anlaşamadığımız anlardan daha az ve bu durum beni çok zorluyor. Çoğu zaman sabrım tükeniyor ve Arya inadından ağlarken ben "Ağla ama uzakta ağla" diyerek kendimi başka odaya atıyorum. Sabrım taşmadığı zamanlarda ise Arya'ya sarılarak sakinleşene kadar bekliyor ve durumun sebebini anlamaya çalışıyorum. Arya derdini anlatabilirse çözüm bulmaya, onunla bir şekilde anlaşmaya çalışıyorum ama çoğu zaman sırf inadından mızmızlandığı için bu pek mümkün olmuyor.

Bakalım ne zamana kadar böyle devam edeceğiz. Umarım yakın gelecekte Arya anlamsız inadından vazgeçmeyi öğrenir de yeniden normal bir hayata döneriz.

8 Eylül 2016 Perşembe

Oyuncu Anne ve Çocuklu Hayattan Zevk Alma Çabalarım

Açıkça itiraf ediyorum ki anneliğin bana göre olmadığını -hatta herkes için geçerli olmak üzere bebek sahibi olmanın hiç akıl kârı olmadığını - düşündüğüm anlar oluyor sık sık.

Arya doğduğundan beri eskiye nazaran daha sabırlı biri oldum ama hâlâ çileden çıktığım, gözümün döndüğü, arkama bakmadan kaçıp gitmek istediğim anlar oluyor. Böyle anlarda kendi kendime sorular sorarak sakinleşmeye çalışıyorum.

Bir gün Arya biberondaki ayranı koltuğa dökmüş, bir de sıvamış; tüm oda ekşi ekşi yoğurt kokuyor; başka bir gün nasıl olduysa bir ruj bulmuş, sağı solu her yeri boyamış; aradan çok geçmiyor ellerini yıkarken tüm banyoyu ıslatmış, evi sanki su basmış! Sakın "E bunlar olurken sen neredeydin?" demeyin! Tuvalete de gitmeyeyim, su içmeyeyim, mutfakta yemek hazırlamayayım mı? Böyle anlarda ilk önce vücuduma dalga dalga sıcaklık yayılıyor, aklımdan Arya'yı parçalamak geçiyor ("Aaa ne kadar ayıp/yanlış, çocuk o ne bilsin?" di mi? Bi daha ki sefere sizin eve gelip duvarları, halıları, koltukları sanat eserine çevirince, kedinin/kuşun suyunu/mamasını etrafa dökünce, bu hissiyatımı bi daha konuşalım). Sakinleşmeyi başardığımda kendime soruyorum: "Kızsam ne olacak, bağırsam ne olacak?" Olan olmuş, Arya kızdığımı anlayınca "Anne bi daha yapmıcam, beni affet" diye bacaklarıma sarılıp ağlayacak ama yarın yine yapacak çünkü o bir çocuk!

Evin içinde olmaması gereken bir durum olunca önce Arya'yı o ortamdan çıkarıyorum ve kendi odasına koyuyorum. Yaptığı şeyin yanlış olduğunu şimdi temizlemek için benim uğraşmak zorunda olduğumu, yaptığı şeyin eşyalara zarar verdiğini, bu durumun beni çok üzdüğünü ve kızdırdığını anlatıyorum. Sonra da yaptıklarını toplamaya, temizlemeye çalışıyorum; bu aşamada o da bana yardım etmeye çalışıyor. Bazen de sinirden kısaca "Gözüm görmesin seni yaramaz, çabuk kaybol ortalıktan ben sakinleşene kadar!" diyorum Arya'ya.

Tüm bunlar neden oluyor peki? Çünkü çocuğun içinde bitmek bilmeyen bir enerji var. Çünkü tüm gün evin içinde, çünkü oynayacak güvenli alan ve yaşıtları yok. Çünkü o da bir insan ve boş kalınca canı sıkılıyor.

Durumun nedenlerini ve sonuçlarını tespit edince geriye çözüm bulmak kalıyor. Çözüm basit: Çocuğun oyun oynayıp eğlenmesini, enerjisini harcamasını sağla, sıkılmasına fırsat verme. Söylemesi kolay da yapması biraz zor. Bir kere evimiz her daim düzenli olsun mantığından kurtulmak gerekiyor. Sonra yaratıcı olmak lazım, sabırlı olmak lazım, vakit ayırmak lazım.

İşte bu noktada kendimize Şermin Çarkacı, Nam-ı diğer Oyuncu Anne'yi örnek almak işimizi kolaylaştırabilir. Oyuncu Anne kitabında bir sürü oyun ve etkinlik fikri sunuyor ailelere. Kimini bir paket bulgurla, kimini mavi bir çarşafla yapmak mümkün. Yani öyle büyük bütçeler, büyük emekler gerekmiyor. Misal biz bugün balkonda önce sulu boya yaptık, sonra şeftaliden kirpi yapıp piknikteymişiz gibi rol yaparak yedik. Sonra bir kutu kürdan defalarca yere döküp tekrar kutusuna doldurduk. Sonra Arya tekrar sulu boya yapmak istedi ve kendini boyayıp "Ben dinozor oldum! Kızgın dinozor! Hırrrrr!!!" diye beni korkutmaya çalıştı :D





Tabi bu kadarla kaldık mı? Hayır maalesef. 3-4 saat böyle oynadıktan sonra bu sefer de oyuncak dinozorlarla ormanda keşfe çıktık. Sonra dinozorlar dağlara tırmandı (koltuğun tepesi), denize girdi (mavi koltuk yastıklarının üstü), yorulup uyudular (sadece 2dk), acıkınca yemek için et aradılar, bulamayınca Arya'yı yedi benim dinozorlar, Arya'nın dinozoru süt içti sadece :D

Arya boya yaparken kağıdı boyamak yerine, yeri göğü, örtüyü, minderi ve son olarak kendini boyamayı tercih ettiği için sinirlenip bağırıp çağırabilirdim ya da o bir süre mutlu mesut sağı solu boyarken ben de kendi işime bakabilirdim. Ben bugün 2. seçeneği tercih ettim :) Dinozorlarla oynamak yerine, tv.yi açıp dinozorlu/canavarlı/bilumum hayvanlı bir çizgi film bulup, "Hadi canım, bunu izle" diyebilirdim ama sonra "Bizim kızın hiç hayal gücü yok" diye de hayıflanabilirdim.

Her gün aynı motivasyonla, aynı sabır ve ilgiyle böyle oyunlar oynayamıyorum. Çünkü anne de olsam, ben de insanım ve benim de bir eşref bir de eşek saatim var. İşim başımdan aşkınken, hastayken, gerçekten çok çok keyifsizken ya da saatlerce oyun oynadıktan sonra Arya hâlâ huysuzluk yapınca annelikten istifa etmek istiyorum. Öyle anlarda işi Evrim'e devredilen yatak odasına kaçıyorum ve kendimi yastık yorgan arasına gömüyorum. Bazen müzik dinliyorum, içerden gelen sesleri duymamak için, bazen kulağımı tıkayıp uyuyorum, bazen de onları evden atıyorum. Baba-kız parka gidiyorlar, ben de alıyorum elime kitabı/dergiyi ve bir fincan kahveyi kafamı dinliyorum. Bence her kadının annelikten bunalma hakkı var ve öyle anlarda can simidi olacak birinin olması şart. Artık baba olur, anneanne olur, babaanne-dede olur; hiç fark etmez yeter ki biri olsun. Hiçbiri yoksa üzülmeyin, kreşler var, parklar var. İster tam gün, ister yarım gün kreşe gitsin, yaşıtları ile oynasın, sosyalleşmek, yeni şeyler öğrensin. Ya da alın kitabınızı birlikte parka gidin, o sağlansın, kaydıraktan kaysın; siz de 3-5 sayfa kitap okuyun ya da örgü örün. Ana yanınıza mutlaka su, yiyecek ve sevdiği birkaç oyuncak alın. Biz parka giderken oyuncak hayvanlarımızı ve bir de küçük top götürüyoruz ki diğer çocuklarda görüp isteyince kriz yaşamayalım.

Kısacası çocuğunuz kendi kendine oynamayı, eğlenmeyi, vakit geçirmeyi öğrenene dek siz de sabırlı olmayı ve ona ayak uydurmayı öğrenin ki hayat çekilmez olmasın. Ben bu yolda hâlâ acemiyim. Her yeni günde Arya ile oyun oynarken daha anlayışlı olmak için ve en azından onun mutluluğunu paylaşmak için daha fazla çabalıyorum. Umarım birlikte eğlenerek büyürüz :)

Edit: Kendini boyayıp dinozor olmuş Arya'ya hiç kızmadım;, oyuncak dinozorlarımız da yıkanmak istiyordu, şu an hepsi Arya ile yıkanıyorlar banyoda :D






27 Ağustos 2016 Cumartesi

Başlamadan Kabusa Dönen Uçak Yolculuğumuz

1 ay önce biletlerimizi aldık, herşeyimizi 12 Ağustos'ta Artvin Hopa'ya gitmek üzere planladık. Evimizi kiraya verdik, eşyalarımızı topladık, nakliye firması ile anlaştık. Sonra o saçma sapan darbe girişimi oldu. Kamu personellerinin izinleri iptal edildi, ülke dışına, hatta şehir dışına çıkışlar durduruldu.

Bir süre sonra yasaklar kaldırıldı. İzinler ile ilgili herşey normale döndü denildi. Ben yine de uçuştan bir gün önce THY çağrı merkezini arayarak öğretmen olduğumu ve ertesi gün Batum üzerinden Hopa'ya gideceğimizi, son olaylar sebebiyle havaalanında herhangi bir sorun olup olmayacağını sordum. Müşteri Temsilcisi de "Yok bir problem olmaz, 3 saat önce hava alanında olmanız yeterli." dedi. Biz de ailecek uçuş saatinden 3 saat önce saat 13.30'da havaalanına gittik. Önce ne için olduğunu bile anlamadığımız bir kuyruğa girdik, ordan başka bir yere gönderildik, yine sıra bekledik, sonra kamu personeli olduğum için uçağa binemeyeceğim söylendi. Elimde Artvin'e atandığımı belirten Bakanlık yazısı olduğu halde uçağa bindirilmedik. O ana kadar çocukla ordan oraya sürüklendiğimiz için zaten gerilmiştik ve bizi uçağa göndermeyen memurun tavrı son damla oldu. Orda bir tartışma yaşadık. Sonuçta uçağa binemedik, valizlerimizi geri almak için saatlerce bekledik. Sakinleştiğimizde Artvin'e gitmenin başka yollarını aramaya başladık.



Artvin'e en yakın hava alanı olan iller Trabzon ve Erzurum. Gideceğimiz yerden otobüsle yola devam edeceğimiz için otobüs saatlerine en uygun bileti alarak Erzurum'a gitmeye karar verdik. Valizlerimizi alıp ne yapacağımıza karar verdiğimizde saat 19.00'du. Erzurum uçağı ise sabah 05:50'de hareket ediyor. Mecburen valizleri emanete bırakıp Bakırköy'e geçtik, yemek yiyip dinlenebileceğimiz bir yere oturduk ve gece 1'e kadar orda vakit geçirdik. Daha sonra taksi ile havaalanına gittik. Arya takside uyuyakaldı, havaalanına geldiğimizde Arya'yı arabasına yatırdık. Evrim havaalanı koltuklarında uyuyakaldı ve ben de yorgunluktan bayılmamak için sınırlarımı epey zorladım.



Sonunda Erzurum uçağına bindik, Erzurum'dan otobüsle Hopa'ya geçtik. Havaalanına gitmek için evden çıktığımız andan itibaren toplamda 30 saat süren yolculuk sonunda Hopa'ya vardık. Öğretmen evinde ayırttığımız odaya girdiğimizde herşeye rağmen şükrettim.

Tüm bu zorlukları yaşamayabilirdik. Çağrı merkezini aradığımda havaalanında bir sorun yaşayabileceğim söylenseydi gerekli önlemleri alırdık. Ya bileti değiştirir ya da çıkışımızı sağlayacak belgeleri temin ederdim. Yaşadığımız sıkıntı sadece işini düzgün yapmayan, kraldan çok kralcılık yapan çalışanların suçu. THY müşteri temsilcisi ile yaptığım görüşmenin ses kaydı var, THY'yi arayarak şikayet kaydı oluşturdum. Yanan biletler için iade yapılmayacağını bildiren bir cevap maili aldım. İtiraz ettim, yine aynı cevap geldi. Sonunda Tüketici Hakları Hakem Heyetine başvurdum. En azından insani bir şekilde telefon ile arayıp ücret iadesi yapamayacaklarını ama yaşadığımız sıkıntı için üzgün olduklarını belirtselerdi. Bunun yerine copy paste bir e-maik yollayarak konuyu kapatmaya çalışmaları hiç etik olmadı bence.

Sonuç olarak zor da olsa önümüzdeki 2-3 yıl yaşayacağımız yere gelip yerleştik. Hatta bugün tam 2. haftamız bitti. Ev bulma sürecimiz de başka bir macera. Ev maceramızı ve yeni çevremizi tanıma çabalarımızı bir daha ki yazıya bırakıyorum. Şimdilik alışmaya çalışmaya devam :)

Bonus Foto